10

istanbul travestileri , elmadan armut kadından erkek

istanbul travestileri , elmadan armut kadından erkek

Bazen gelecek uzun sürer.O günden beri sanırım sevmenin ne olduğunu da öğrendim. Atılganca kendi duyguları üstüne “abartmalı” iddialara girmek değil, travesti karşıdakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiçbir zorlamaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek. Özetle yalın özgürlük! Cézanne neden Sainte-Victoire dağının her anının ayrı resmini yapmıştı? Her anın ışığı ayrı bir armağandır da ondan.
Demek ki yaşam, tüm dramlarına karşın, hala güzel olabilirmiş. Altmış yedi yaşındayım; kendim için travesti sevilmediğimden gençlik tanımamış olan ben, şimdi kendimi hiç olmadığım istanbul travestileri kadar genç hissediyorum. Bu iş yakında bitecek olsa da.
Evet, bazen gelecek uzun sürüyor.
Kasım canım, merhaba;
Kendine yabancı kalmanın seviyelerini bilmem ama sorgulamalar yıllarca sürünce çıkmaz sokakla yüz yüze kalmak kaçınılmaz. Ben sadece beş yıl önce kim olduğumu çözdüm.
Bedenin ruha yükü ağır geldi depresyonda süründüm mutsuz umutsuz yaşadım. Çıkışı görememenin çaresizliğinden kaç kez intihar ihtimal dahilindeydi hayatımda.
Seviyordum da insanları aşık olmayı, kimilerine göre yanlış olsa da.
Aşk cinsiyet mi tanıyor bilmiyorlardı.
Heteroseksist dünya kadın erkek ilişkisini onaylıyor ya devlet de buna yardım ediyor ya yine de bir mücadeleye başladım.
Ne doğruydu bir kere gelmişken hayata?
Bana ait kalbin hesabını ben veririm size ne diyorum yeni yeni…
Yanıldım kandırıldım inandım seviyorum laflarına…
Sonsuza kadar denilirken ay sonunu göremedi kalp çıktığı yolda.
Olsun, hesapsız seven elbet mutluluğu yaşayacaktı.
Açıldım kendime: “Bak adamım, oyundan atılmış küs çocuk halini bırak.”
Başka oyunlar da oyuncular da var. Yürü!
Zamanın geçmiş esaretinde yaşanmaz.
Yıllarca her adımda duydum: “Olmaz öyle şey kadınsın sen, erkek mi olunur ameliyatla. Mahalledekilerin yüzüne nasıl bakacaksın?”
Sizin kafanızda o tabular… Dokunulmaz erkekliğinize bir zahmet kapı açın.
Gizli saklı değil apaçık yaşamak bedenimi özgürleştirmek için izin almak ne saçma…
Pek yakında hayranlıkla seyredeceksiniz bana yakışan beni.
Arada bir yerde değil kendisiyle güzel alemde yaşayan adamı…
Aile özellikle baba figürü ki bu kişi bazen akraba erkeklerinden biri de olabiliyor enişte, dayı vs. kutsal emanetleri elinden alınacak kaygısıyla trans bireye şiddetle karşı çıkıyorlar. Elma armut kombinasyonunu örnek veriyorlar: “Elmadan armut kadından erkek olur mu?”
Kadın olmak, erkek olmak diye bir şey yok ki.
Siz nasıl doğuştan kendinizi erkek hissediyorsanız biz de öyleyiz. Beden farkımız var ki bu hayatımızı bariz şekilde hapishaneye çeviriyor. Yaşamakla uğraşacağımıza kendimizi inşa etmeye çalışıyoruz.
Bazılarımızın maddi imkanı elvermiyor bazılarımız da aile bağlarına kelepçeli kalıyor.
Aile içi şiddet kimi zaman fiziksel hale gelebiliyor ve bunun yasada yeri nedir bilmiyorum.
Daha korkuncu biz seni kadın yaparız diye dehşet verici tecavüzler, evlendirmeler yaşanıyor.
Hiç istemesek de bazen bu çatışmaların sonuçları intihar da olabiliyor trans erkeğin ya da trans kadının insan olduğu unutulduğu için…
Ve bir şey daha dostum;
Cinsel yönelim, travesti siteleri de heteroseksüel olarak bilinir ya yani erkeksin ve kadınlar ilgini çeker.
Yok öyle bir dünya.
Bir trans erkek aklımı çeldi fena takıldım ona.
Onu görünce afalladım kaldım, kendime baktım. Nasıl olur ki derken:
Ama sen çok tatlı seviyorsun ve o da bunu çok güzel hak ediyor dedim kendime… İşte tam da bu yüzden saldım yüreğimi travesti haberleri onun denizine maviliğine. İster alsın dalgalarına, serin kollarına. İster kıyılarına vursun güneşte yıkanmış sahil taşlarına çarpayım. Umurum mu, değil tabi.
Tanıdığımdan ne de farklıymış dünya dedirtti ya bana, değer her şeye… Sevgiye içimi açmışım ve ayrı şehir hikayesi bu defa iki trans erkek üstünden okunacak. Yedi tepeli şehrin meydanında dünyama ışıldayan bir güneş var. Şu an yüzümde tebessüm sebebi bir tanem.
Uzaklık bir kez daha aşkla arama giriyor ve tabii ki aile denen o gizli esaret de buna sponsor oluyor gönüllü… ankara travestileri  Duygusal ve hayalperest adamım, o ise aşk yarasıyla deniz aşırı ülkelerin limanlarında yakılmış ağıtlardaki hüzünlü yüz. Sevgili değiliz biz. Zaman der. Zaman derim. Ses etmem…
Gözlerimi almış güneşli çiçekli ağaçlar…
Ölümsüzlük varsa şarkısı ona yazılacak aşkla.. Alıntıdır.

12

istanbul travestileri cinsiyet değiştirme baskısıyla karşı karşıya

istanbul travestileri cinsiyet değiştirme baskısıyla karşı karşıya

Cinsiyet değiştrime baskısına maruz kalan eşcinsel Soheil, ölüm tehdidiyle karşı karşıya.
İran’da travesti ler ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Başka bir cinsiyetle dünyaya gelinebileceğini kabul eden yönetim, ameliyat edilmesini şart koşuyor.  Ülkede cinsiyet değiştirme baskısına maruz kalanlardan biri de 21 yaşında bir eşcinsel olan. Psikologların cinsiyet değiştirme ameliyatı önerdiği Soheil’e ailesi de büyük baskı yapmış. Soheil “Babam iki akrabamızla beraber Tahran’da beni ziyarete geldi. Benim hakkımda ne yapacaklarına karar vermek için bir buluşma gerçekleştirmişler. Bana ‘Ya ameliyatı olur cinsiyetini değiştirirsin ya da seni öldürürüz, bu ailede yaşamana izin vermeyiz’ dediler” diyor.
Ailesi Soheil’i Bandar Abbas isimli liman kentinde evde tutup izlemeye alıyor. BBC Farsça’nın haberine göre ameliyat için kararlaştırılan günden bir gün önce, travesti  bazı arkadaşlarının yardımı ile kaçmayı başarıyor. Ona bir uçak bileti alıyorlar ve  istanbul travestileri Türkiye’ye gidiyor.
“Eğer polise gidip onlara eşcinsel olduğumu söyleseydim, hayatım ailemle olduğunda daha da fazla tehlikeye girerdi” diyor.
FETVAYI HUMEYNİ VERDİ
Habere göre eşcinsel kadın ya da erkekleri cinsiyet değiştirme operasyonuna zorlamak, resmi bir hükümet politikası değil. Ama baskı çok yoğun olabiliyor. 1980′li yıllarda cumhuriyetin kurucusu Ayetullah Humeyni, cinsiyet değiştirme operasyonlarını serbest bırakan bir fetva yayınladı. Bu fetvayı, bir erkek bedeninde hapsolduğunu anlatan bir kadınla tanıştıktan sonra yayınladığı düşünülüyor.
İran’da bir devlet kliniğinde psikolog olarak çalışan ve güvenlik gerekçesiyle takma isimle konuşan Şebnem, eşcinsellerden bazılarının ameliyata itildiğini söylüyor. Şebnem doktorların eşcinsellere “hasta olduklarını” ve tedaviye ihtiyaç duyduklarını anlattıklarını aktarıyor. Doktorlar eşcinselleri genellikle dini alimlere yönlendiriyor, onlar da namazlarını aksatmamalarını ve bu şekilde inançlarını güçlendirmeleri öğüdünde bulunuyor.
Tıbbi tedaviler de öneriliyor. Şebnem’e göre yetkililer “kimlik ile cinsellik arasındaki farkı travestiler  bilmedikleri için” doktorlar eşcinsellere cinsiyet değiştirme öneriyor.bir gün önce, travesti bazı arkadaşlarının yardımı ile kaçmayı başarıyor. Ona bir uçak bileti alıyorlar ve istanbul travestileri Türkiye’ye gidiyor.
KAÇ KİŞİ CİNSİYET DEĞİŞTİRDİ
İran’da bugüne kadar kaç cinsiyet değiştirme operasyonu yapıldığına dair sağlıklı bir veri travesti haberleri bulunmuyor.
Hükümet yanlısı bir haber ajansı olan Haberonline sayının 2006 yılında 170 iken 2010 yılında 370′e çıktığını yazıyor. Ama İran’daki hastanelerin birinde çalışan doktorlardan biri BBC’ye sadece kendisinin her yıl 200 ameliyat gerçekleştirdiğini söylüyor.
2005 yılında İran’dan Türkiye’ye trenle gelen eşcinsellerden biri olan Arsham Parsi Kayseri’de yaşadığı dönemde dayak yediğini, çıkmış omzunu tedavi ettirmek için hastaneye kabul edilmediğini söylüyor.
Bu olaylardan sonra Kanada’ya taşınan Parsi, Eşcinsel Göçmenler İçin İran Demiryolu isimli destek grubunu kuruyor. Parsi her hafta yüzlerce kişinin grupla temasa geçtiğini, son 10 yılda yaklaşık 1000 kişiye İran’dan çıkmaları için yardım ettiğini söylüyor. Parsi’ye göre cinsiyet değiştirme ameliyatı olanların yüzde 45′i  travesti siteleri değil, eşcinsel. Parsi’ye göre birçoğu aradaki farkı dahi bilmiyor

i

istanbul travestileri dans ederek festival kutluyorlardı

istanbul travestileri dans ederek festival kutluyorlardı

Dünyada gelişen eşcinsel hareket, Türkiye’ye Özal’lı dönemlerde sirayet edebildi. Özellikle travesti  mağduriyeti ve öldürülmesi üzerinden bir mücadele mecraı edinildi. Gey, yani eşcinsel erkek hareketi, LGBT parantezindeki bütün yönelim ve kimlikler için alan açan bir öncülük misyonu üstlendi. Zamanla eşcinsel erkek hareketinin hedefleri ve mevzileriyle, diğer cinsiyet kimliklerinin ve yönelimlerininki arasındaki paralellik silinmeye başladı. Hak ihlalleri mesela, münhasıran transları ilgilendiren bir konu haline geldi. Trans hak ihlallerine karşı kurulan örgütler, zaman içinde kökleşmeye ve kurumsallaşmaya başladı. Pembe Hayat, kurulalı 9 yıl kadar oldu. Ondan önce de  içinde, rüşeym halinde bir trans hareketinin varlığından söz edilebilir. Ama içinde yer aldıkları yapı, transların özgün mücadele performanslarını açığa çıkarmaya müsait değildi. Pembe Hayat’ı transların kendi özgün örgütlenme potansiyellerini keşfetmesini işaretleyen bir kilometre taşı olarak görmek lazım.
Transların örgütlü biçimde alana çıkması, toplumdaki değişik muhalefet gruplarının ve özellikle kadın hareketinin daha önce göremediği muhalefet alanlarının farkedilmesini sağladı. İnsanlar, toplumsal muhalefet alanının bu tuhaf görünüşlü yeni aktörlerine nasıl muamele etmek gerektiğine karar veremedi. Feministler, travesti hareketini kavrayamadığı gibi, transları sistemin verili yargılarını taklit ederek “dönüşmüş olanlar”, “dönüşmemiş olanlar” ve “yarı dönüşmüş olanlar” gibi bir gruplandırmanın içine yerleştirip, kadın hareketine nispetini tayin etmeye kendilerini yetkili saydı. Feminist kadın hareketinin içine kabul edilme krizi, trans hareketinin en büyük hayal kırıklığıdır. Kadın değil, ibne olduğumuz söyleniyordu. Transların alanlarda, feministlerle birlikte yürümesi, başlıca ideolojik tartışma konusu haline gelmişti.
Tokat yedik ve kendimize geldik
Bu reaksiyonun, bilhassa trans kadın hareketine sağaltıcı bir tokat attığı da söylenebilir. ankara travestileri , feministlerin onlara izafe ettiği “ibne” kimliğini canı gönülden sahiplendiler. Kadın olmanın, “kadınım” demekten başka bir şarta bağlı olmaması gerektiğini ısrarla ve dirençle haykırdılar. Buradaki tartışmada, transların argümanı özetle, kimin kadın olduğunu tayin etmek için kendilerinin feministlerden daha temelli tecrübe biriktirdiğiydi. Feministler kadınlıklarının doğuştan geldiğini ve ona yeni hiçbir formasyon ilave etmeleri gerekmeyecek biçimde elde ettiklerini düşünürken, trans kadınlar da elbette kadın olarak doğduklarını savunmaktan vazgeçmediler.
Son otuz yılda öldürülen kadınların yüzde 80’i, kocalarının kurbanı olmuş. Aynı istatistik, trans ölümlerinde de doğrulanıyor. Aslında şiddet aynı yerden geliyor. Aynı şekillerde ölüyoruz. Bir tek bu paralellik bile bizi yan yana getirmeye yeterli olmalı. Bu mümkün olamadı çünkü kadın hareketi buna hazır değil. Kadın hareketinin kendisininkinden başka vajina görmeye tahammülü yok. Çünkü kadın hareketi, kendi vajinasını sevmeyi bilmiyor. Onu, erkeğin vajinayı sevmesi gibi seviyor.
Tam olarak ayrışma noktaları neler? Birlikte yürüyemeyişinizin bariz sebepleri ne
Fuhuş ve seks işçiliği önemli bir ayrışma noktası olarak işaretlenebilir. Ben Türkiye’deki feminist hareketin beyaz bir karaktere sahip olduğunun gösterilebileceğini düşünüyorum. Kürt kadını da devreye girdi ve kadın hareketinin vurgusunu değiştirdi ama bu hareketin içinde hala bir orospu yok. Orospuluk münhasıran bir kadın iştigal alanıdır oysa. Bunların içinde köy kadını da yok. Bu ikisi kadınlığın temel tanımlayıcı öğeleri. Kadın hareketi, kadını, onu tanımlayan parçalarından soyarak kendini oluşturmaya çalışıyor. Dolayısıyla “kadın”, hareketin içinde olmayan asıl şey bir bakıma. Beyaz, üniversite mezunu, yabancı dil bilen bir topluluk, kadının sözünü kurma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Bu şekilde tarif edişim, evet, hiç hoş değil. Feminist bir kadın olarak bunları söylüyor olmaktan memnun değilim ama feminist hareket maalesef böyle. İçinde kadını da barındırmıyor. Kadınlık halleri refüze konusu ediliyor. Hareket, sadece kendini kurtarabilmiş kadını barındırıyor. Bu hareketin entelektüel zihin jimnastiği seansları dışında kendini ortaya koyabilmesi mümkün değil. Durum, bana böyle görünüyor.
travesti siteleri etnik kimliksiz
Kimlik mücadelesi yapıyor olmaları dolayısıyla trans hareketiyle Kürt özgürlük hareketi arasında kendiliğinden bir ittifak bulunduğu düşünülebilir mi?
Kürt hareketinin legal partileri LGBT’leri kucakladığını söylemeye bayılıyor ama trans hareketinin Kürt veya başka etnik kimlikleri barındırdığını düşünmek zor. Kürt hareketinden gelen motifleri LGBT’ye yedirmekte de zorluk var. Çünkü Kürt hareketi ziyadesiyle erkek bir hareket. Gerilla coşkusu filan devrede ayrıca. LGBT hareketininse bir orospu tandansı vardır. Tamamen zıt. Bir Kürdün dönme olmaya karar vermesi, iki kere dönmek gibidir. Başka bir erkeği daha öldürüyorsun. Kendiliğinden bir ittifak düşünülemez, çünkü etnik kimlik, transların dışlanma gerekçeleri arasında yer almamıştır. Cinsel kimlik ve cinsiyet yönelimi üzerinden başka bir nefret söz konusu. Translara yönelmiş nefret, etnik kimlik gibi detayları dikkate almıyor. Etnik kimliği dikkate almadığı gibi, din ve millet gibi üst kimlikleri de dikkate almıyor. Hiçbir Türk, ibne veya dönme olmayacağı gibi, hiçbir Kürt de ibne ya da dönme değildir. Onların içinden çıkmaz böyle şeyler. Askerle gurur duyulur, gerillayla gurur duyulur, başka bir sürü ıvır zıvırla gurur duyulur ama dönme olmakla gurur duyulmaz. Trans hareketi bir leş hareketi olduğu için, ona gurur duymaya vesile bir paye yakıştırılmamıştır. Leşlerin arasında etnik kimliğe bakılmaz. Pavyonlarda Kürt yoktur mesela. Beri tarafta, Kürtlük de transların en kolay vazgeçtikleri kimliktir. Pop sanatçılarının tarzlarını taklit ediyorsun, onlar gibi giyiniyorsun, bütün bunların üstüne kara Ortadoğulu yaftasını mı yakıştırırsın? İstanbul’da Kürt kökenli transların öncülük ettiği bir güzellik yarışması yapıldı mesela. Hem de, Diyarbakır’da bir güzellik yarışması düzenlenmesi girişiminin engellenmesinden hemen sonra. Verili güzellik algısıyla dalga geçme fırsatı olarak düşündüğümüz için önce biz de destekledik bu fikri. Mizah vurgulu bir girişim diye düşünmüştük. Ameliyatsız olanların, sakallı ve şişman olanların başvuruları reddedildi. Kürt kökenli translar yaptı bunu. Biz de organizasyonu boykot ettik doğal olarak.
Tüzüğünüzde varız, büzüğünüzde yokuz.
Kürt parlamenter siyasetinde bir LGBT açılımı var ama…
Tüzüğünüzde varız ama büzüğünüzde yokuz. Yokuz, çünkü halk henüz buna hazır değil. Halk beni sikmeye hazırken sorun yok. Katletmeye hazırken de sorun yok. Aynı halk, dillere destan sanat güneşlerimize bayılırken de hazırlıksız yakalanmıyor. Halk bana ne zaman hazır olacak? Diyarbakır’da 13-15 yaşındaki çocukların cinsel yönelimleri yüzünden dövülmesinin de gerekçesi bu. Halk hazır olmadığı için toplantılarda seks işçiliğinden bahsedilmesi sansürleniyor. Yani en azından çocuklara prezervatif kullanmaları gerektiğini söyleyin. Bir kere buradan başlayın. Kürdistan, bu çatır çatır kanayan sorunu konuşmuyor, konuşmaya niyetleneni de susturuyor. “Seks işçiliği yapma” demek, ayrı bir zulüm. Tüzükte böyle bir ibarenin yer alıyor olması iki kere kötü. Hiç olmaması tercih edilir. Yani tüzüğe almak kalleşçe oluyor biraz. Kalleşçe kelimesini kullanmak istemiyorum ama sen tüzüğünde LGBT’leri anarak benim için tek seçenek haline geliyorsun. Ben BDP’li veya HDP’li olmayışımı izah etmekte zorlanacağım. Bu ikiyüzlülüğün kendisidir aslında. Keşke beni tüzüğüne filan almasan. Senin karşında söyleyecek sözüm olurdu. “Tüzüğümde varsın” demek, görmemenin en görünür travesti haberleri hali.
Yani tüzükteki ibareyi referans göstererek kendine herhangi bir alan açamıyorsun, bunu bir hareket alanı edinmek için kullanamıyorsun, öyle mi? Pratikte karşılığı olmayan bir şey midir?
Pratikte bir karşılığa dönüşmüyor evet. Pratikte bir şeye dönüşmesi için zorlayanlardan biriyim ben. Kürt hareketini de zorluyorum, şu hareketi de, bu hareketi de.Bekleyelim hazırlansın o zaman. Kürt hareketi beni ne zaman kadın kabul edecek. Bunlar muallakta olan şeyler. Herkesin, “Buraları hızlı hızlı geçelim” dediği şeyler. İran’ın resmi tutumu, çok daha dürüst. İran’da ibne yok mesela. Ya kadınsındır ya da değilsin. Bence çok şereflice. İran en azından gerçek yüzünü gizlemiyor. Seni teşhis etmekten kaçınmıyor. Sen beni tanımlayamıyorsun bile. Kürt siyasal hareketi özgürlükçü bir hareket değil mi? Herkese, istediği özgürlükler vaat edilmiyor mu? Sen bu projeye, eşcinsel hareketi dahil edebilirsin. “Halk hazır değil” diye başlatılan bir cümle, bende Kürt fobisinden başka bir şey uyandırmıyor. Kürtler için ilk feda edilecek şey olduğumu düşünüyorum. Ortadoğu’nun göbeğinden, bütün dünyaya dalga dalga yayılabilirdi bu hareket. Halka, eşcinsel hareket yerine, hazır olduğu şey yeniden propaganda ediliyor, Kürt hareketi İslam ümmetçiliğini bir kez daha keşfediyor gibi görünüyor bana. Kürt hareketi…istanbul travestileri  Var mıyız, yok muyuz, neredeyiz? Yerimizi gösterin travesti bize. Bizi bir yere oturtmadan yarımsın. Hareketin tamamlanamamış. Ben yoksam sen yarımsın, tamamlanmamışsın demektir.
Enfeksiyondan korkuluyor
Birkaç ay önce, Trans ve Gay Onur Yürüyüşleri dolayısıyla Ramazan fiilen bir hafta geç başlatıldı, farkettiniz mi? Ezan seslerinin yankılandığı Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, ibneler tarafından işgal edilmişti. Dans ederek festival kutluyorlardı. Müslüman ümmetini bu virüs salgınından korumak gerekiyordu ve Ramazan geciktirildi. Bence HDP’de de korkulan budur. Bu nevazil karakterli salgın Kürtlerin de ağzına sıçar, Türklerin de. Türkleri de başka bir yere getirir, Kürtleri de. Her şeyin ağzına sıçar. “Namus neymiş ayol!” diye bas bas bağırır; üzerine titrediğiniz erdemlerin hepsini ayaklarının altına alıp çiğner.
travestiler , diğerlerinin içinde anonim kimliklerle mi yer alıyor?
Hayır. Etnik kimliksiz olmalarına rağmen Türkiye’deki Kürt transseksüellerin, bu kimlikle teşhis edilebilecekleri alanlar da var. Translarla Kürt kimliği arasında bir ilinti arayacaksak eğer, mafya halinde örgütlenmekte gösterdikleri beceriyi anmak gerekir. Seks işçiliği piyasasının rekabet koşullarına özgüdür bu oluşumlar. Kürtler sanırım, pek itibarlı kabul edilmeyen başka iş sahalarında da benzer şekillerde bir örgütlü hareket etme refleksi ortaya koyuyor. Dil ve kültür ortaklıklarının bu oluşumların ortaya çıkışında rol oynadığı düşünülebilir. Ama seks işçiliği alanındaki Kürt paydalı oluşumların, diğer iş alanlarından farklı olarak Kürt kadının ayırt edici karakteristik özelliklerini yeniden ürettiğini görebiliyoruz. Travestiler ayrıca, Kürtlüğün tasfiyesi anlamına da geldiğinden, paradoksal biçimde Kürtlerin itinayla dışında tutulduğu alanlara giriş müsaadesi sağlar. Translarla Kürtlük arasındaki ilintilere eğilirken, bu noktayı da belirtmek gerekiyor. Bu biraz, işgal kuvvetlerinin, fahişeleri direnişçilerle aynı kefeye koymaması gibi bir durum. Translar adına bu kazanımı küçümsememek gerekir. Buradan giderek, toplumun orta ve üst tabakalarına sızma imkanları yakalayabiliyorlar. Hatta genel olarak transların ama bilhassa Kürt transların hayatta kalabilmeleri, bu imkânları en iyi şekilde değerlendirip, nezih semtlere kapağı atabilmelerine bağlı gibidir. Alıntıdır.

000

istanbul travestileri ,ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

istanbul travestileri ,ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

Geçtiğimiz yıl Eurovision’da birinci olan sakallı ‘kadın’ Conchita Wurst’ten sonra yeni trend travesti Azis Milana oldu. Videoları, YouTube ve sosyal medyada izlenme rekorları kıran Bulgaristanlı sanatçının ünü, tüm dünyada yayılıyor.
Bulgaristan'da onu tanımayan yok, dünyada ise ünü hızla yayılıyor. Sesi, giyimi ve farklı tarzıyla Bulgaristan'a sığmayan ve dünyaya açılan Azis Milana, kendi ülkesinde öyle bir hayran kitlesi var ki, ünlü popçu, internet üzerinden yapılan bir ankette “21. Yüzyılın en büyük Bulgar’ı” seçildi. Şimdi ise sosyal medya aracılığıyla tüm dünyada milyonlarca hayrana sahip. Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesi travesti siteleri  oluşturan Bulgar popçu, hem dış görünüşüyle hem de sesiyle oldukça dikkat çekiyor
Attığı her adım ülkesinde ses getiren gey popçu, erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Ardından onunla evlendi. Fiziğiyle, makyajıyla ve giyim tarzıyla ön plana çıkmasıyla birlikte Bulgaristan’ın en çok tanınan ismi oldu.
Erkek arkadaşıyla evlendikten sonra bir de çocuk sahibi olmak isteyen Azis, en yakın arkadaşının taşıyıcı anneliği kabul etmesiyle bu hayalini de gerçekleştirdi.  Azis Milana, Türkiye'de de "Zabravi me", yani “Unut Beni” adlı şarkısıyla  ünlendi
Türkiye'de Tarkan,Serdar Ortaç neyse Bulgaristanda'da Azis O.
Tam adı Azis Milana. Azis öncelikle makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesini meşhur etmeye yetti…
"Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı travesti ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve istanbul travestileri ardından da onunla evlendi.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Tam adı travesti  Azis Milana. Azis öncelikle fiziğiyle, makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesi meşhur etmeye yetti bir de "Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek  öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve ardından da onunla travesti resimleri evlendi.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis, Müzik dışında televizyon programlarında da yer aldı. Kocası ile Bulgar BBG'sine katıldı, 19 gün sonra kendi isteğiyle evden ayrıldı. 2008'de kendi talk-show'unu ulusal kanalda ankara travestileri yayınladı. Yine 2006'da otobiyografik kitabı "Ben, Azis"i çıkardı. Kitap pornografik içeriği ile dikkat çekti.
Azis, 2005'te Euroroma partisine üye olarak politikaya atıldı. Partisi Bulgaristan Çingenelerinin haklarını savunuyordu. 2005 yazında seçimlere katılsa da yeterli oy alamayıp Bulgar parlamentosuna giremedi. 2007'de Sofya'nın o zamanki belediye başkanı Boyko Borisov, Azis ve kocasının üstsüz öpüşürken yer aldığı bir reklamı billboard'lardan kaldırdı. Borisov, reklamı çıplaklık yüzünden kaldırdığını açıklasa da Bulgaristan'daki gey ve lezbiyen dernekleri asıl nedenin eşcinsellik olduğunu söyleyerek protesto travestiler ettiler.
2006'da yayınlanan bir TV programında, tüm zamanların en büyük 21. Bulgarı seçildi. Aynı listede 12. sıradaki futbolcu Hristo Stoiçkov'dan sonra ikinci yaşayan en büyük Bulgar oldu.Alıntıdır.

00

istanbul travestileri kulağıma küpe takmam yadırgandı

istanbul travestileri kulağıma küpe takmam yadırgandı

Erkeklerde küpe modası Türkiye'de başladıktan sonra, modaya ben de kapılarak 2007'de ilk mıknatıslı küpemi takmıştım. O yıl, yaz tatilinde Eskişehir'deki akrabalarımızı ziyarete gitmiştik. Sanıyorum günlük tanınmış olduğumuz çevreden uzakta olmak bana cesaret vermişti ki kendime hemen mıknatıslı küpe almıştım. Akrabalarımızın yanına dönünce, ablam bana küpeyi sol kulağıma takmam gerektiğini söylemişti. Neden diye sorunca; 'Sağ kulağa travesti ler takıyor.' yanıtını almıştım ve o zamanlar kendimi inkâr ettiğim için küpeyi direkt sol kulağıma taktım.
İstanbul'a dönünce, mıknatıslı küpelerin kulaktan sürekli düşmesi sebebiyle kulağımı deldirmeye karar verdim. Yine sol kulağımı deldirdim ve çeşit çeşit küpeler taktım. Aslında farkında olmadan, kendi eşcinselliğimi sol kulağımda yaşıyordum. Özellikle sol kulağıma taktığım büyük halka küpelerin ben yürürken sallanması, bu durumun yaşıtım erkeklerinin dikkatini çekmesi ve bana bakmaları… Bunlar, eşcinselliğimi inkâr ederken, yine aynı anda eşcinselliğimi yaşayış travesti haberleri şeklimdi
Gel zaman, git zaman… Sol kulağıma taktığım 1 küpe yetmedi. Sol kulağımdaki deliğin üzerine bir delik daha yaptırdım ve sol kulağıma 2 küpe takmaya başladım. Kulağıma gelen dikkatlerle, topluluk içinde adeta çocuğunu tokat tehdidi ile baskılayan dominant bir anne gibi baskıladığım eşcinselliğimi rahatlatıyordum. Tabi işin kötü bir yanı vardı. Babam hiç iyi bakmadı küpe takmama(tipik tutucu babalar gibi). Onun yanında halâ küpe takmam. travesti Dışarıda taktığımda ise, şans eseri karşılaşmışsak istanbul travestileri  ve görmüşse, o hafta zehir etmeye çalışır bana…
Neyse efendime söyleyeyim, zaman geçtikçe iki küpe de yetmedi. Sonra sol kulağımın kıkırdağını deldirdim. Kendini iyi hissetme, dikkat çekme vs. süreçler devam etti haliyle.
Ama son 1 aydır bir şeyin farkına vardım. Ben aslında ikiyüzlüymüşüm. Ben, korkağın tekiymişim. Ben bir eşcinselim ve eşcinsel olduğum hâlde sağ kulağım halâ delik değil!
Konuya devam etmeden önce, eşcinseller ve sağ kulağa takılan küpe ile ilgili bildiklerimi aktarayım. 60 ve 70'lerde eşcinselliğin yasak olduğu İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde, eşcinseller cinsel yönelimlerini belli etmek adına küpelerini sağ kulaklarına takarlarmış. Hatta ceketin cebine konan mendiller, mendillerin renkleri veya mendilin sağ cebe- sol cebe takılması gibi çeşitli mesajlaşma yöntemleri kullanılmış. Sonuç olarak; ankara travestileri erkeklerin sadece sol kulağına küpe takmasının arkaplanında işte bu tarihler yatıyor.
Asıl üzücü olan; benim yaptığım gibi eşcinsellerin sadece sol kulaklarına küpe takmaları. Günümüz Türkiye'sinde belki artık çok önemli bir konu gibi görünmeyebilir. Ama bu dönüp dolaşıp yine eşcinsellerin, hayat oyununu heteroseksist sistemin sahasında ve heteroseksist kurallara göre oynadığı gerçeğine geliyor.
Bugün Mabel Matiz'in sadece sol kulağına küpe takması, benim aynı şekilde sol kulağıma takmam… Bu örnekler çoğaltılabilir. Yaptığımız tek şey, ikiyüzlülük.
Evet… Hiç kimse eşcinsel harekette bulunmak zorunda değil. Hatta eşcinseller bile. travesti siteleri  Ama bunun tersi olan heteroseksist hareketinin bir normunu yaşatıyorsa bir eşcinsel, ondan bir şeyler beklemek hakkım, hakkımız. Yani hiç kimse, hiç bir kimseye; 'Sen sağ kulağına küpe tak, eşcinselliğini ifşa et-belli et' gibi bir yaptırımda bulunamaz. Ama sadece sol kulağa takmak da samimi değil. Belki farkında değilsinizdir benim 20. yaşımdan bu yana farkında olmayışım gibi. Ama bu yazımı okur da farkına varırsanız, ne mutlu bana.
Bu arada bu hafta sağ kulağımı da travestiler deldireceğim. Yoksa bunca yıl felsefeme ters düştüğüm gerçeği beni hayrete düşürmeye devam edecek. Çünkü ben, sadece günün sonunda yastığa başımı huzurlu koyuyorsam, yaşıyorum.
Yaşamanız dileği ile… Alıntıdır.

0

istanbul travestileri sizlerle eşit doğdum bunun farkına varın

istanbul travestileri sizlerle eşit doğdum bunun farkına varın

   Türkiye'de giderek artan LGB travesti cinayetleri ve bu bireylere karşı yapılan ayrımcılık çözülmeyi bekleyen büyük sorunlardan biri. Herkesle eşit şartlarda dünyaya gelen LGB istanbul travestileri  bireyler toplumda kabul görmek için yıllardır mücadele ediyor. Bu mücadeleden biri de Mersin Üniversitesi'nde okuyan eşcinsel bir öğrenci tarafından veriliyor. Yaşadıklarını, sıkıntılarını ve gelecekten beklentilerini dile getiren eşcinsel öğrenci, kimseden bir farkının olmadığını, bu durumun bir tercih değil, yaradılış gereği olduğunu ve artık bunun farkına varılması gerektiğini anlattı.
'Üniversiteye hayallerle geldim, hayal kırıklığına uğradım'
"Mersin'e ilk geldiğim gün yurduma yerleşmek için dolmuşa bindim. Dolmuş şoförüyle aramızda güzel bir konuşma geçti, sohbet ettik kendisiyle. Sonra ben yurduma eşyalarımı yerleştirdim, tekrar dışarı çıktım ve akşamüstü bindiğim dolmuşu yine aynı şoför kullanıyordu. Bende görünce plakasını istedim ve şakayla karışık bundan sonra plakayı görüp onun dolmuşuna bineceğimi söyledim. Kendisi de bana numarasını vermek istedi ve her zaman görüşebileceğimizi söyledi. Bu Mersin'deki ilk günümde yaşadığım onur kırıcı bir durumdu. Evet ben gay'im fakat o adam bana sokakta parayla bu işi yapan bir insanmışım gibi davrandı. Sonuçta bu işi parayla yapanlar da seks işçisi ve zorunlu bir şey bu. Fakat beni öyle görüp kendi zevkine alet ettirmeye çalışması çok tuhaf bir durumdu. Hayallerimin daha ilk günden sarsıntıya uğramasıyla üniversitede yaşayacaklarımı az çok tahmin etmeye başlamıştım.
Okulun ilk günleri gayet sessizdi. İlk hafta kimseyle tanışamadım çünkü çok çekiniyor ve korkuyordum. Daha sonra çok fazla kız arkadaşım oldu ve bu durum dikkat çekmeye başladı. Bir erkeğin bu kadar çok kızla gezmesi garip geliyordu. İnsanlar kibar konuşmamdan, hal ve hareketlerimden anladılar eşcinsel olduğumu ve birçok erkek yaklaşmadı tabi ki de. Emin olduktan sonra birkaç erkek yanıma geldi ve ben samimiyetlerine güvenerek onlarla sohbet ettim. Daha sonra Mersin Üniversitesi itiraf sayfasında  eşcinselleri aşağılayıcı homofobik tavırda haberler yayınlandı. Birleri itiraf ediyor imajı yaratarak benim ağzımdan paylaşımda bulundular. Ve benim okuduğum bölüme kadar paylaştılar o platformda. Benim eşcinsel olduğumu duyurmak ve kendilerine alay konusu yapmak için yaptılar bunları. Zaten erkeklerin çoğu kız tavlama peşinde. İtiraf sayfaları bunlara yarıyor sadece. Halbuki orası haber portalı gibi olsa insanlara çok şey kazandırır, belki bizim sesimiz de oradan bütün üniversiteye duyurulur. Bu eksik bir durum ve düzeltilmesi gerekiyor. Yani kısacası benim hayat tarzım başka insanların dalga konusu oldu daha ilk günlerde ve böyle de devam ediyor.
'Masama gelip hakaretler savuran erkekler oldu'
Bir gün üniversitede bir kafede kızlarla oturuyorduk ve yan masada sevgililer vardı. Bir an kafamı çevirdim ve yan masadakilerin öpüştüklerini gördüm. Bu görüntü de açıkçası rahatsız etti beni. Aradan zaman geçti ve onlar kasada para öderken gayri ihtiyari bir şekilde onlara döndüm. İçlerinden bir çocuk bizim masaya geldi ve hakaretler savuşturmaya başladı. Yanındaki kızlar benim kız arkadaşlarıma dönüp o yanınızdaki 'çiçeği' bize güldürüyorsunuz dedi ve kız arkadaşlarım benimde insan olduğumu hatırlatarak terslediler. Ben karşı taraftaki kızlardan birinin insansa insanlığını bilsin gibi laflar söylediğini duydum. Bu olay beni derinden yaraladı ama çıkardığım sonuç şu oldu. Ben gerçekten tek başıma "HOMOHOBİK" bir kız örgütü kurmuştum. Sonuçta homofobik kavramı varsa homohobik kavramı da olmadı. O arkadaşlarım benim haklarımı korumak için, beni savunmak için mücadele ettiler o gün. Olayın yaşandığı kafe benim her zaman gittiğim bir yerdi ve garsonlar bile benim haksızlığa uğradığım bilincine vararak davranıyorlardı. Ben herkesi kabul ediyorum ama onlar beni neden kabul etmiyor anlamıyorum. Eşit geldiğimiz bu dünyada yaşamak zaten zorken bir de insanlara kendini kabul travesti haberleri  ettirme çabası çok garip, çok anlamsız.
'Tuvalete ve camiye çekinerek gidiyorum'
Ben dershanedeyken tuvalete gidemezdim. Ders saatini beklerdim. Çünkü orada erkekler vardı ve benim için hiç iyi olmuyordu o ortamda bulunmak. Ben de dersten önce hocalarımla konuşup elimi kaldırdığımda izin vermelerini söylüyordum. Bir de camiye girerken bu sorunla karşılaşıyorum. 1.5 yıldır namaz kılmıyordum fakat bu eksikliği hissettim ve artık camiye gitmeye başladım. Orada ister istemez yürüyüşümü değiştiriyorum. Ama toplumdaki şu yargıyı da kırmak isterim. Neden eşcinsellerin dinsiz olduğu düşünülüyor? Ben kendimi bildim bileli böyleyim. Bu benim tercihim değildi. ankara travestileri doğdum evet ve dini inancımın sorgulanması, benim inanmadığımın düşünülmesi de çok rahatsız edici. Bu düşünce de kırılmalı kesinlikle. Ben dinime çok bağlıyım ve bu inançtan kimse beni travesti resimleri koparamaz.
'Bizi kabullenmek için eşcinsel olmaya gerek yok'
Siyaset, insanın toplumda farklı hissettiği, eksik bulduğu şey için savaşmasıdır bence. Benim Facebook'taki görüşümde bile LGBT yazıyor. Benim önceliğim bu olmalı, siyasetim bu olmalı. Bu kadar kötü şey yaşadım ama şunları kendime ilke edindim. Çok farklı biri olacağım. Herkesle dost olacağım ve kendimi benimsettiğimde iyi niyetimi anlayacaklar. Ama bir gün o birileri düşerse kaldırmak için elimi uzattığımda nasıl gözlerime bakacaklar çok merak ediyorum. Lisede tuvalette dayak yedim ben, eşcinsel olduğum için… Ama üniversitede böyle bir şey olmayacak biliyorum. Eşcinsel kimliğimle öğrenci kimliğimi birleştirdim ve ders esnasında sırada yan yana oturabileceğim arkadaşlar elde etmeye başladım ve o insanların hiçbiri eşcinsel değil. Hayatlarında hiçbiri gay görmemiş olabilir. Ama ben bu dostane duyguyu kendimle birlikte onlara benimsetebilirsem çok şey katmış olurum. Çünkü LGB travesti siteleri bireyi savunmak için ille de LGBT olmaya gerek yok. Dün beş tane daha erkek arkadaşım oldu mesela. Bu çok büyük bir artı benim için. Bu böyle devam edecek hissediyorum. Ben uzun bir süre Mersin'de olacağım ve üniversite içinde kendi topluluğumu kuracağım. Birçok insan katılacak, destek verecek ve belki şu an ismimi vermiyorum ama inanıyorum beş yıl sonra herkes beni tanıyacak.
'Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba?'
Benim eşcinselliğim konusunda babamın yorumu hep biz kabul etsek bile toplum kabul etmez oldu. Ben de ona hep bu soruyu sordum : Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba? O zaman susuyor tabi. Ve babam eşcinsel olduğumu ilk öğrendiğinde Kuran- Kerim'i açarak bana eşcinsel ilişki olduğu için gazaba uğrayan Lut Kavmini okudu ve beni gerçekten çok korkuttu. 'Ben n'apıyorum' dedim kendi kendime. Yanlış bir şey yapıyorsam neden yapıyorum? Bu madem günah madem yanlış ben bunu bilerek yapmıyorum, beni buna zorlayan şey ne? Herkes bunu çocukken seçtiğimizi düşünüyor. Ben bunu çocukken nasıl seçebilirdim ki. Ben doğduğumdan beri böyleyim. Milyonlarca insan var bu şekilde. Gezi Parkında 50 bin eşcinsel yürüdü bunu kimse inkar edemez. Ben bunun sıkıntısını her alanda çektim. Hocalarımın tehdit ettiği de oldu, arkadaşlarımın dalga geçtiği de ama büyük bir umutla bekliyorum, bunların aşılacağına inaniyorum. Yaşlı bir kadın bir röportajda herkesin kendi hayatı, özgür bir ülkede yaşıyoruz demişti. Bu konuşma şunu gösteriyor ki bir gün gelecek beni babaannemde kabul edecek, aşağıdaki Şükriye teyze de kabul edecek. Kınayan gözler değişecek.
'Bu zihniyet 'Benim Çocuğum'la değişecek'
Sadece din olgusuyla hareket eden Türk toplumuna karşı, eşcinsel çocukları olan anne ve babalar kamera karşısına geçerek bir belgesel çekti. 'Benim çocuğum' adlı bu belgesel televizyonda yayınlanmadı. Çünkü amaç önce yerelleri dolaşmaktı. Yerellerde LGB travestiler 'yi bilmeyen birçok insan var. Bazı üniversiteler tabi ki karşı çıktı bu filme. İçeriği kötü dendi ama bence bu filmden sonra herkes bir şeyler yapmaya başlayacak. Anlatarak olmayacak biliyorum ama bu film izlendikten sonra gerçekten birçoğunun bakış açısı değişecek. Sadece ' biz eşcinseliz, bizi böyle kabul edin' demiyorum. Benim de yapmam gereken çok şey var. Yüzyıllardır böyle devam eden bir düşünceyi kırmak için çalışmalara başladım bile. Böyle gelmiş böyle gidecek diyemem. Benimde haklarım var ve ben de sizler gibi eşit doğdum, bunun farkına varın diyebilirim."

20141022_192613

istanbul travestileri , ayrımcalıkların şehri Ankara

istanbul travestileri , ayrımcalıkların şehri Ankara

Ankara’nın seveni azdır. Gri derler, sıkıcı derler; bürokrasi kenti, eğlence sıfır derler. Neredeyse bir ayrımcılık temeli olarak kabul edilebilecek bir şehirdir Ankara. Gelin görün ki “bozkırın ortasında” eşine kolay kolay rastlayamayacağınız bir ortaklık doğdu. Bir travesti , heteroseksüel bir ailenin işlettiği LGBTİ dostu bir mekâna ortak oldu. Biz de Ankara’nın göbeğinde, Konur Sokak’ta, başlayan bu ortaklığı konuştuk.
Ankara’da neden olmasın?
Savoy aslında yeni bir mekân değil, son 1 yıldır faaliyet gösteriyor. Başlangıçta Ali Bey’in eşi ve çocuğuyla birlikte yürüttüğü heteroseksüel bir “aile işletmesi” olsa da aile tanımı dışlayıcı travesti haberleri olmayan bir yer.
Ali Bey ve ailesi Almanya’da geçen yıllarının ardından Türkiye’ye kesin dönüş yapıyor. Almanya’da da yaptıkları gibi eşcinsel dostu bir mekân işletmek istiyorlar. Fikir ise oldukça basit:   Ankara’da neden olmasın?
“Eşcinsel dostu”ndan “hetero dostu”na doğru
Ali Bey “Eşcinsellerin rahat oturabileceği, tanışabileceği bir ortam yaratmaya çalıştık ve başarılı olduk. Bunu daha da ileri taşımak istiyoruz” diyor.
Savoy’a Konur Sokak’tan baktığınızda istanbul travestileri  gökkuşağı renklerindeki camlarını ve elektronik tabeladaki travesti  sembollerini görebilirsiniz. Tavırlarını açıkça belirtmeleri işe yaramış olacak ki zamanla “eşcinsel dostu” yerine “hetero dostu” bir mekâna dönüşmüşler.
Eşcinsel gençlerin aileleriyle gelebileceği bir mekân
Heteroseksüel bir ailenin eşcinsel dostu bir mekân işletmesi çevredeki esnafı başlangıçta şaşırtmış ama Ali Bey “eşcinselliğin Türkiye’de de doğru bir şekilde karşılanmasını istiyorum,” diyor.
Eşcinsel dostu bir mekânın kâr amaçlı açılması halinde batacağından emin duruyor Ali Bey. Gençlerin aileleriyle de gelebileceği sakin ve eğlenceli bir yer olarak kalmak istiyor. Alkol satışı yapıldığı için de 18 yaşından küçükleri almıyor.
LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kuracak biri
Savoy’a ortak bulma düşüncesi ise LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kurabilecek birini bulma ihtiyacından ortaya çıkmış. Bu iş Marilyn Savoy için “biçilmiş kaftan” olunca Ali Bey ve ailesi ile ortaklık başlamış.
Bu yeni ortaklığın şerefine dün akşam Savoy’da bir kutlama yapıldı. Marilyn de mekâna dair planlarını travesti resimleri paylaştı.
“Önemli olan birlikte oturabilir hale gelmek”
“Amaç LGBT bir kafe açmak değil; amaç heteroseksüel insanlarla LGBT bireyleri kaynaştırabilmek ve onların bir şeyler öğrenebilmesini ya da alışabilmesini sağlamak,” diye anlatıyor Marilyn.
“Biz sadece LGBT mekânıyız deyip gettolaşırsak bizim için bir farkı olmayacak. Önemli olan hem heteroseksüel, hem de LGB ankara travestileri  camiayı birlikte eğlenebilir, oturabilir, sohbet edebilir hale getirebilmek.”
Transların kapı dışarı edilmeyecekleri bir mekân
Trans kadınların pek çok mekândan kapı dışarı edildikleri malum. İşletmecinin kendisinin trans olması insanların cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılık yaşayacakları endişesini azaltacaktır, diyorum Marilyn’e.
“Evet, geçen hafta cumartesi Kırşehir’den bir trans arkadaşımız geldi, solistmiş. Burada şarkılar söylendi. Rakılar içildi. Diğer trans arkadaşlara da ulaşırsam gelecekler, birçok trans birey geliyor,” diye anlatıyor. Müzik, dans ve etkinlik gibi önerilere kapıları sonuna kadar açık:
“Biz şunu yapmak istiyoruz denirse buyurun gelin derim. Onlar ne istiyor, biz ne verebiliriz konuşuruz. Burası hem LGBT’lerin, hem de heteroseksüellerin kendini gösterebileceği bir yer.”
Savoy’da ayrıca bir oda LGB travesti İ örgütlerine ayrılacak. Marilyn, dernek yayınlarına yer vermenin yanı sıra ortak etkinlikler düzenleme konusunda da istekli.
“İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum”
Ticarî kaygıları ön planda tutan bir işletme olmadıklarını Marilyn de vurguluyor:
“Ben sırf burada insanlara görünebilmek için bir tane kola ile akşama kadar oturan biliyorum, elbette otursunlar. Bunlara sonuna kadar açığız. Öyle ticarî bir kafayla hareket ediyor olsaydık bunlara müsaade etmezdik. Bunun yanında transfobik bir mekân olsaydı, ben bu işin içinde olmazdım. İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum.Alıntıdır.

081-620x802-D4A1-C9D1-416B

istanbul travestileri ülkemizde kaç tane eşcinsel var

istanbul travestileri ülkemizde kaç tane eşcinsel var

"Türkiye'de kaç tane eşcinsel var?!" diye bir soru olabilir mi tanrı aşkına? Eşcinsellik, kadın veya travesti erkek gibi cinsiyete dayalı sayılabilen bir şey değildir ki. Belki eşcinselliğin tam anlamıyla normal karşılandığı bir dünya olsa, herkes kendini keşfedip, kendisiyle barışıp, cinsel yönelimini netleştirerek rakamsal bir veri oluşmasını sağlayabilir ama heteroseksist ve homofobik dünyada ne kimse kendisiyle tam anlamıyla barışır, dolayısıyla ne de tam anlamıyla ben eşcinselim diyebiliyor; ben biseksüelim diyor, ben aktifim diyor, eşcinselliğin cinsellik boyutunu yaşamadığı için aseksüelim diyor, fantezi amaçlı travesti ilişki yaşıyorum ama eşcinsel değilim diyor… diyor da diyor. Bir kere cinsel kimlikler bilinmiyor hem LGB istanbul travestileri İ'ler tarafından, hem de heteroseksüeller tarafından. Hele gerçekten şu LGBTİ kısaltması insanların cinsel kimlik algısını tamamen karıştırdı; cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğinin ayırdında olmayanları iyice bilgi cahili yaptı bu konuda. LGBTİ kısaltması cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri, yani eşcinselliği ve transseksüelliği kapsıyor ama LGBTİ denilince geçmişte olduğu gibi insanların aklına kadınsılık geliyor, travestilik geliyor. Mesela soruyorlar bana, "Denizli'de kaç tane LGBTİ var?" diye. Ben de diyorum ki, "Şu yerde veya bu yerde şu kadar travesti siteleri  veya bu kadar LGBTİ var diyemeyiz. Sadece bulunulan ortamların özgürlük derecesinin belirlediği bir görünürlük, açık olma durumu vardır. Ama bir eşcinselin de alnında yazmıyor ki eşcinsel olduğu. Yani feminen olmak zorunda da değil eşcinseller işaret edilecek şekilde. Sanırım siz travestileri kasdediyorsunuz LGBTİ olarak. Onlar da LGBTİ'lerin temsilcisi değil ki. Burada cinsel kimlik ankara travestileri  bilgisizliği devreye giriyor yanlış tanımlamalara, yanlış algılara, yanlış sorulara sebep olan. Bilimsel verilere göre % 12 oranında eşcinsellikten bahsedilir. Mesela buna dayanarak 1 milyonluk şehirde 120 bin eşcinsel yaşıyor denebilir. Ama bunun dışında kalanları nasıl ayırt edeceğiz? Bunun transı var, kendini biseksüel olarak tanımlayanı var, kendini bastıran var, kendisiyle barışamayan var, kendisinden nefret eden var, kendisini yani ne olduğunu bilmeyen-kendisinden bihaber olanlar var. Heteroseksüel, yani erkek veya kadınım diyenin bile bir gün kendini keşfedip eşcinselliğini yaşamayacağının garantisi yok ki. Yani herkes az veya çok potansiyel bir LGB travesti haberleri İ olabilir. Heteroseksist, homofobik ve dolayısıyla insanların kedisini ifade edemediği ve bu konuda bilgisiz bir toplumda LGBTİ'lerin azınlık olarak görülmesi ve adet olarak sayılmaya kalkışılması kaçınılmaz. Ama herkes kimliği konusunda açık olsa ve LGB şişli travesti İ'ler normal karşılansa, kimse kimseyi ötekileştirmeyeceği için, 'Kaç adet LGBTİ var?' diye sorma ihtiyacı bile hissetmez. Bu tür sorular bile başlı başına bir ötekileştirme unsuru aslında.".Alıntıdır.

971600_1402374153313983_574017569_n(2)

istanbul travestileri korkuyordum yine aynıları olacaktı

istanbul travestileri korkuyordum yine aynıları olacaktı

Korkuyordum. Yine mi? İlkokulda top, lisede travesti , peki üniversitede ne olacak? Üniversite okumamaya karar verdim. İstanbul'a annemin yanına gittim. İçim içimi yiyordu, cinsel isteğim başa çıkılamaz hale gelmişti. Denemek istiyordum. Bir erkeğin tenine dokunmak nasıl bir şeydi onu yaşamak istiyordum. Anneanneme yatılığa gittim iki günlüğüne, sabah dayım işe gidiyordu, canım sıkılmasın diye de bilgisayarını götürmüyordu işe. Eşcinsellerin yoğunlukta olduğu bir sohbet ağı var, bilen bilir. Oraya girip başladım çevremde arayış yapmaya. Kartal'dan biriyle şişli travesti tanıştım ve ertesi gün anneanneme ben gidiyorum deyip çıktım evden. Anneme akşam üstü geleceğim dedim ki adam ile zaman geçirebileyim. Neyse buluştuk, tanıştık… Arabasıyla gelmişti, yaşı yirmidört-yirmibeş falandı. Bir kaç saat sonra ilk hamleyi ben yaparak dudağından öptüm, o da karşılık verdi ve sevişmeye başladık. Ben cinsel organını deliler gibi merak ediyordum, aceleci davranıp elimi götürdüm, sonra beni durdurdu. ''Öpüşelim, sevişelim ama daha ileri götürmeyelim, yaşın küçük, pişman olacaksın'' dedi. Ne pişman olması? Deliler gibi istiyorum! Merak ediyorum. Bunun için anneme yalan söylemişim. Neticede ikna ettim onu ve oral yolla ilişkiye girdik. Bir anda dayımın bilgisayarındaki geçmişi silmeyi unuttuğum aklıma geldi, eve gidene kadar dudağımı yiye yiye bir hal oldum. Neyseki sorunsuz geçti o gün. Üç gün sonra anneme Şahika Yücel'in travesti hakkındaki bir videosunu izlettim. Çevremde hiç  istanbul travestileri yoktu, bir tek Bülent Ersoy vardı. Onun da o dakikaya kadar ameliyatlı olduğunu bilmiyordum. Zaten kafamdaki ideal imaj o değildi. Erkeklere ilgi duyuyorum, eh top-ibne zaten kadın gibi olunca deniyor, demek ki ben eşcinselim dedim. Annem hemen yapıştırdı videonun ardından soruyu; ''Cevabını biliyorum ama yine de senin ağzından duymak istiyorum. Eşcinsel misin?''. Önce utandım, sıkıldım ama nihayetinde cesaretimi toplayıp, ''Evet, anne eşcinselim'' dedim. Sonra saatlerde üzerine konuştuk, o bana beni anlattı, ben ona benim bilmediği yönlerimi. O gün daha önce hiç olmadığı kadar huzurlu bir şekilde koydum yastığa başımı. Sabahında bir sürü video izlettim anneme ardı ardına, çok sakindi, çok sahiplenici. Aradan kısa bir zaman geçti ki annem ben dışarıdayken arayıp hemen eve gel dedi. Eve gittiğimde annem yarı bilincini kaybetmiş, sinirden eli ayağı titriyordu. Dayım bütün yazışmalarımı anneme olduğu gibi anlatmış. Yazışmalar cinsellik üzerineydi hep ve şuan kendime yakıştıramadığım bir üslupla travesti resimleri yazılmış şeyler. Annem bilgisayarımı aldığı gibi ortadan ikiye ayırdı, neye uğradığımı şaşırdım. Annemi ilk defa o kadar sinirli gördüm hayatımda. Annemden ilk tokatı o gün yedim. Sonra kendimi onun yerine de koymadım değil. Onsekizine yeni girmiş evladım internette biriyle tanışıp buluşuyor ve oral seks yapıyor… Bu kadar tepki vermesem de çok üzülürdüm herhalde. Eşyalarımı topladığım gibi ertesi gün babamın yanına gittim. Orada farklı bir atmosfer. Annemin tokat atmasını sorun etti baba tarafı. Malum anne-baba ayrı olunca her iki taraf da birbirinin açığını arar genelde. Bir kaç gün de öyle geçti, sonra annemin ikinci eşinin çirkeflik yapası gelmiş annemi bir güzel doldurmuş bana karşı, bir süre sonra babamın olduğu şehre geldiler annem ile ikinci eşi, orada da aynı muhabbetler. Ses desibeli kulak zarı patlatacak düzeyde. Sonrasında yaklaşık üç ay kadar annemle görüşmedim. Utanıyordum. Daha sonra o ilk adımı attı ve aradı. Hiçbir şey olmamış gibi. Sanki hiçbir şey yaşanmadı. Ben işe girdim, çalışmaya başladım bir yıl kadar çalıştım. Bu sürede kendimi tanımaya başladım. Travesti haberleri  bir kadın olduğumun bilincine vardım. Üzerine bolca araştırma yaptım. Emin olana kadar yerli-yabancı bütün kaynakları inceledim. Unisex kıyafetlere geçişim burada başladı. Saçlar uzadı, şortların boyu kısaldı, kaşlar daha kavisli alınmaya başlandı. Bir ileriki aşama saç boyamaydı, onu da yaptım. Babam gayet normal bir şekilde karşıladı, annem de işte iki üç laf söyleyip susuyordu. Ablamla da tartışıyorduk ama daha sonra can ciğer kuzu sarması oluyorduk hemen eskiden olduğu gibi. İşten ayrılıp dersaneye yazıldım.Bir yılı daha unisex olarak dersanede geçirdim, sonra sınava girdim ve İstanbul Üniversitesi'ni kazandım. Kafamda milyonlarca plan! Sonunda senelerdir hayalini kurduğum bedene kavuşmama bir adım daha yaklaşmıştım. Üniversite demek, LGB travesti ,  ankara travestileri I camiası ile iç içe olmak demek. Üniversite demek, özgürlüğüne bir adım daha yakın olmak demek. Kararlıydım ben olmaya. Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin dedim kendi kendime..

maherdaoud

istanbul travestileri eşcinsel bir gencin hikayesi

istanbul travestileri eşcinsel bir gencin hikayesi

Suriye’den Lübnan, Sudan ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir kaçış ve zorunlu göçün travesti “kahramanı” eşcinsel genç Maher’in hikayesi: Suriye’de savaş, İstanbul’da ise Suriyeli ve eşcinsel kimliğine dönük çifte ayrımcılıkla sarmalanmış bir hayat…
Suriye’de yaşanan savaş ve IŞİD saldırılarının ardından milyonlarca Suriyeli doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Kimisi Avrupa yollarına döküldü, çok sayıda kişi yakınlarını hem savaşta hem de bu yolculuklarda yitirdi.
Kurtuluş’ta bir kafede konuştuğumuz Maher Daoud da yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan milyonlarca kişiden biri. Lazkiye’de başlayan hayatının 23. yılında yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalmış. Lazkiye’den Lübnan’a; oradan Sudan’a ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir göçün hikayesini anlatıyor Maher. Hızlı hızlı konuşuyor, sanki peşimizden biri kovalıyormuşçasına her şeyi bir çırpıda anlatmak istiyor…
“Sanat, nefes almak demek”
Şimdi 24 yaşında olan Maher, sanatçı bir eşcinsel genç. Suriye’de mimarlık okumuş. Ancak savaş koşullarından dolayı okulu bitiremeden kaçmak zorunda kalmış. Bir yandan da suluboya ve akrilik çizimler yapıyor. Maher, çizimlerinin her birinde bir travesti hikayesinin saklı olduğunu söylüyor. Maher’e göre sanat, nefes almak demek. Suriye’de bir “gey yaşantısı” olmadığı için, sanat nefes alabildiği tek alan.
Lazkiye’deki durumu soruyorum. Maher, Lazkiye’de yaşamanın “korkunç” bir şey olduğunu söylüyor:
“Lazkiye Beşar Esad’ın şehri. Haliyle, baskı her zaman çok yoğundu. Konuşmak, bir şeyler yapmak neredeyse imkansız. Sanatta da durum böyle. İkinci sergimi açabilmek için çok uzun zaman uğraşmak durumda kalmıştım. Çok fazla yerden imza almanız gerekiyor. Karakoldaki neredeyse her polisle muhatap olmak durumunda kaldım. Bütün resimleri inceliyorlar ve kimilerini ‘uygun’ bazılarını ise ‘uygunsuz’ buluyorlar. Sürekli, neden böyle resimler yaptığımı sordular. Beşar Esad’a karşı olup olmadığımı öğrenmeye çalışıyorlardı.”
Maher politikadan bahsetmeyi sevmiyor. Bunda “Suriye’de politika hakkında konuşmanın haram” olması da etkili. Politikanın hiçbir şeyi değiştirmediğini düşünüyor. Daha fazla sanat istiyor.
Savaşla birlikte işler çok daha zorlaşmış. Suriye’de Esad, ÖSO ve IŞİD’in savaşmasının her şeyi çok daha kötüleştirdiğini söylüyor. Maher’e göre, “özgürlük” için başlayan isyan başlarda çok güzelmiş. Ancak Esad’ın katliamlara başlaması ve devamında Esad karşıtları da aynı yöntemleri kullanmaya başlamasıyla her şey değişmiş.
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım, IŞİD var!”
Maher; Esad, ÖSO ve IŞİD’in baskıları ve katliamları sonucu gerçekten özgürlük isteyen insanların ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını hatırlatıyor. Suriye nüfusunun 24 milyondan 18 milyona düştüğünü ankara travestileri  söylüyor.
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım ben. Eşcinselim ve IŞİD’in doğrudan hedefiyim” diyen Maher, katliamlara rağmen “özgürlük” umudunu yitirmemiş. Herkes için özgürlük düşünün çok zaman alsa da, gerçekleşebileceğini söylüyor. ÖSO’nun özgürlük adı altında sadece Sünniler için bir yaşam kurmak istediğini; Esad’ın ise tam tersini yaptığını hatırlatıyor: “Özgürlük böyle bir şey değil. Bir dinin ya da mezhebin hakimiyeti özgürlük olamaz. Seküler, çok kültürlü bir atmosfer özgürlüğün olmazsa olmazı.”
Lazkiye sokaklarında polis tacizi
Savaşla birlikte Lazkiye’deki her sokağı polis işgal etmiş. Polislerin sürekli kimlik kontrolü yapması ise eşcinselleri çok yakından etkiliyor:
“Eşcinselsen, eşcinselsindir. Bunu biliyor elbette polisler. Saklamak mümkün değil. Sürekli polis tacizi altında yaşamaya çalışıyorsunuz. Arkadaşlarım polis şiddetine maruz kaldı. Ve bu durum artık çok rutinleşmişti.”
Lübnan, oradan da Sudan’a kaçış
Savaşın bütün baskılarına ve homofobiye rağmen Maher, bir parçasını Suriye’de bıraktığını söylüyor. Suriye’den çıkışını ise şöyle anlatıyor:
“Suriye’den Sudan’a gitmeye çalışıyordum. Bunun için ise önce Lübnan’a gitmem gerekiyordu. Suriye’den çıkabilmek hakikaten çok zordu. Zorunlu askerlik gibi bir sorun Türkiye’de olduğu gibi, Suriye’de de var. Askerlik yapmadığım için, ülke dışına çıkışımı engellemeye çalıştılar. Öğrenci olduğum için bir şekilde çıkabildim. Seneye askerlik yapacağım, dedim.
“Suriye sınırından geçip Lübnan’a gidebilmek için 400 dolar ödedim. Lübnan’a vardığımda da sorun yaşadım. Tripoli’de de savaş bekliyordu beni. Nihayetinde bütün bu keşmekeşten sıyrılıp, Sudan’a bilet aldım. Herhangi biri gibi Sudan’da oturum iznimi de aldıktan sonra, bir süre orada yaşadım. Ailem de Sudan’a geldi.”
Sudan’da çifte ayrımcılık
Sudan’da ise Maher hem Suriyeli olmasından hem de eşcinsel kimliğinden ötürü çifte ayrımcılıkla karşılaşmış: “Dürüst olalım, Sudanlılar ile biz aynı ulustan değiliz. Derimizin renginin biraz daha açık olması sorun yaratıyor. İnsanların bakışlarından bile travesti siteleri  anlıyorsunuz bunu. Yine eşcinsel kimliğimden ötürü de Sudan benim için yaşanabilir bir yer olmaktan çıktı. Abartmıyorum, bir kez otobüste neredeyse üç kişinin tecavüzüne uğrayacaktım. Kendimi zor dışarı attım.”
İstanbul… Ayrımcılık sürüyor
Maher, Sudan’da yaşadıklarından sonra “birazcık daha saygı görmek” için Türkiye’ye gelmeye karar verir. Bulmayı umduğu “saygı” ise İstanbul’da pek yok…
“İstanbul’da Suriyeli olduğunuzu söylerseniz, ‘Aman Allah’ım, Suriyeli misin? Lütfen öl’ tepkileriyle travesti resimleri  karşılaşıyorsunuz. Olumlu yaklaşan insanlar da var tabi ama Suriyeli olduğumu öğrenince onları öldürecekmişim gibi yaklaşanlar, ‘IŞİD’li misin’ diye soranlar da var.
“Yine Türkiye’nin Suriye’ye çok benzediğini gördüm. Suriye’de de Alevi ya da Sünni veya Hıristiyan olmanız büyük önem taşıyor. Buradaki insanlar da bana sürekli dinimi, mezhebimi soruyor. Ona göre benle konuşup konuşmayacaklarına karar veriyorlar.”
Bir İstanbul “gerçeği”: Sokak tacizi
İstanbul’da eşcinsel olmanın nasıl bir şey olduğunu sorduğumda ise duraklıyor. Sonrasında şişli travesti gözlerimin içine bakıp, “Tek kelimeyle, zor” diyor. Sokakta tacize uğradığını anlatıyor. Türkçe’de öğrendiği ilk kelimeler, “Gel gel” ve “Siktir git” olmuş: “Bu kelimelerin anlamlarını çok bilmiyordum ama sokağa çıktığımda insanlar arabalarından sarkarak ya küfrediyorlar ya da taciz ediyorlar.
“Suriyeliysen ikinci sınıfsın”
Uğradığı taciz ve saldırıların sayısını unuttuğunu söyleyen Maher “meseleyi daha iyi anlamamız için” sadece bir tanesini aktarıyor:
“Hiç unutmuyorum, bir gece arkadaşlarımla dışarıdaydım. Onlardan ayrıldım ve eve dönüyordum. Birden bir arabanın içinden çok sayıda adam çıktı. Beni takip etmeye başladılar. Ne yapacağımı bilemedim. Çevreye baktım polis var mı diye ama o an İstanbul’da Suriyeli bir eşcinsel olduğumu tekrar hatırladım. Polis olsa bile beni korumazdı ki? Türkiyelilere göre ben bir mülteciyim ve onlardan aşağıdayım. Ne yapacağımı bilemedim, koşarak kaçtım.”
“İspanyol taklidi yaptım”
İstanbul’daki Türkiyeli eşcinsellerin de Suriyelilere yaklaşımlarının çok “kucak açıcı” olmadığını belirtiyor Maher. Her ne kadar ev arkadaşı olan eşcinseller kendisine Türkiye’de istanbul travestileri olmak hakkında çok yardımcı olsa da; kötü deneyimler de travesti  yaşamış:
“Suriyeli demek Arap demektir. Ve Türkiye’de Avrupalı göçmenlere, turistlere çok fazla saygı gösterilirken; bizlere öyle yaklaşılmıyor. İspanyol ya da İtalyan olmak çok muhteşem bir şey olarak görülüyor. Hayatta kalma kartım genelde İspanyol olduğum yalanını söylemek oluyor. Adımı soranlara Pedro diyorum bazen. Pedro olarak tanıdıklarında hiçbir sorun çıkmıyor. Sonrasında, Suriyeli olduğumu ve adımın Maher olduğunu söylüyorum. O zaman yaklaşımlar ve bakışlar değişiyor.
“Bir yandan da herkes bana ‘Suriyeli gibi değilsin’ diyorlar. Benim iyi birisi olduğumu vurgulamak için yapıyorlar kendilerine göre. Ama ben Suriyeliyim ve bundan. travesti  haberleri utanmıyorum.”
“Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok”
Son sorum ise belki de Maher için şu anda en önemli konu hakkında oluyor. Nasıl para kazandığını soruyorum. Maher, Lazkiye’de zengin bir ailenin çocuğu olarak yetiştiğini anlatıyor. Ancak eşcinsel kimliğinden ötürü ailesi onu bir daha görmek istemediğini söylüyor. Şu anda ailesi Sudan’da ve herhangi bir maddî destek alamıyor.
İstanbul’da ise iş bulamıyor. Çalıştığı bir dükkanın sahibi iki haftalık parasını vermemiş. Asgarî ücretin çok daha altında ücretlere çalışmayı kabul etmişken, onu bile alamıyor Maher. İtiraz ettiğinde ise, “Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok” diyorlar.
Maher için tek iş olanağı seks işçiliği kalıyor. Bir de yaptığı resimlerin satılması ihtimali. Seks işçisi olmakla ilgili herhangi bir sorunu olmadığını söylüyor Maher. Yine de başka bir iş olsa onu tercih edebileceğini ekliyor: “Bedenimi satmıyorum. Bedenim hâlâ benim. Benim kalmaya devam edecek. Ama başka iş olsa, orada çalışmayı tercih edebilirim.”Alıntıdır ..